Yükler

   Hafif yağmurlu bir güne tebessümle başlıyorum bugünümde. İçimde tükenmek bilmeyen derin bir ızdırabı andıran acılar silsilesi birbirini kovalıyor.Yorgunum bu defa elimi etrafta gezdiremeyecek ve köpeğimin tüylü kafasını oksayamayacak kadar yorgun.kanapeye fena halde sızmışım gece yerini sabaha bırakırken.Oda hala tam anlamıyla aydınlanmış sayılmaz perdenin arasından vuran yağmurun izninde ki güneş gözlerimi arıyor sanırım o da istiyor artık harekete geçmemi.Doğruluyorum belimdeki sızıya aldırış etmemeye çalışarak ellerimi birbirine kenetliyor ve en uzak noktaya uzatmak için zorluyorum bedenimi ohh bu biraz rahatlattı diyorum kalkıp elimi yüzümü yıkasam dememle beraber kaldırıyorum yatmaktan dümdüz olmuş popomu yerinden. aynaya bakmamaya calısıyorum basım one eğik giriyorum banyoya ama care degil yenik düşüyorum merakıma hafiften bir bakıp kacırıyorum gozlerimi.Sonra yeniden kaldırıyorum basımı.Tanrım bir kadın nasıl bu kadar çirkin olabilir diyor içimdeki ses nasıl bu hale geldiğimi merak etme cesaretinde bile bulunamadan bir kez daha bakıyorum aynaya bu kez daha derin bir hesaplaşma içine giriyorum kendimle. Göz göze gelince karsımda duran tanımakta zorluk çektiğim ve aslen bana ait olan gözler o kadar masum geliyorki hayrete düşmemek elimden gelmiyor.Sonra bir güzellik görüyorum tüm ön yargılarımdan kurduğum barikatı kaldırarak yorulmuş hırpalanmış incinmiş ama her şeye rağmen gülümsemesinde bir kaybı olmayan bir surat.Tebessümüme tebessümle karşılık veriyor ve o da en az benimki kadar sahtekarlıkla. Aldırmıyorum, incelemeye koyuluyorum kırk yıl sonrasını görmeye başlıyorum yavaşca kırısmıs bir alınla karsımda bu kez burnu ve kulakları sımdıkınden biraz daha dikkat cekici derken endişeli bakışları farkediyorum bu bir kadının kendine yapacağı en çirkin eziyetlerden biridir herhalde. aniden toparlanıyorum suyu acıp sesindeki sadakate kulak kesiliyorum gözlüklerimi bir kenera bırakıp akan suyu avuclayıp avuclayıp vuruyorum yüzüme.her seferinde biraz daha ayılıyorum sogukluğu hissetmek güzel bir gerçek.
   Kendimi ılık bir duşun ardından sokaklara adanmış buluyorum.Bu kez biraz daha hafiflemiş sanki omzumdaki yükler..Gözlemliyorum uzun bir süre sokakları gözlemliyorum bana söylemek istedikleri olağanca şey var hepsini biliyorum duymak istiyorum kulak kesiliyorum o eski rum binalarının bana anlatacaklarına. Ne anılar barındırıyor hepsi kendi küçük çaplarında kim bilebilir. Kimisi mecazlıktan çıkıp gercekten yanıp tutuşmuşlar kim bilir neye kurban gitmişlerdir bilemeden yaklasıyorum adım adım yanlarına bana bir şey katmıyorlar yalnızca düşündürüyorlar fazlaca.Zihnim çetin bir savaşa giriyor ve her zamanında da galip gelecek diye bir ilke yok.En köhne evi aramaya başlıyor bu kez gözlerim zihnim uslanmadan sürekli bir yarısa sürüklüyor kendisini.Kiminle olduğunu bilmemek daha bir haz verici geliyor ona ki bu şekilde bıkmadan usanmadan atılıyor her bulduğu bilinmezliğe.
   Başımı doğrultuluyorum gökyüzü sabahki haline oranla nispeten açılmış bir maviliğiyle hüküm giydiriyor yalnızlığına.Bir yerde seviyorum gökyüzünü o da asil bir kadına uğrunda şimşekler çakacak kadar yakmış abayı.O asil kadını her birimiz apayrı yerlere çekeriz bilirim bende çoğunluğun tarafındayım bu kez.Deniz.. o görkemli maviliğini her ne kadar onu seven adam da çalsa o esrarengizliğini bir türlü yok edemeyecek bir kahramandır gökyüzünde mitime göre.Arada bir kucaklaşmaları yok mu hele her birimizi tav eden güneşli günlerde içimizi ısıtan kucaklaşmaları ve ya da kavgaları gökyüzünün öfkesini yenemeyip yolladığı fırtınalarla sağa sola sendeleyen denizin vay haline ki daha da önemlisi içinde barındırdıkları..Zihnim biraz daha yüklemeyi kaldıramayacağını anlayınca beyaz bayrağını çekiyor göklere ve ayaklarıma kayıyor gözlerim beni nerelere götürecek acaba diye..
   Yol almaya başlıyoruz ansızın her halini anlamaya çalıştığım biraz daha yapışıyor yakama hesap sorarcasına tamamlamadan gitmeme izin yok.Yoruluyorum bu kez kendimi minik bir denizci lokantasında buluyorum. Her şey yolunda gözüküyor bu kez en azından üçüncü şahıs deniz lokantasına giren alımlı bir bayan var diye yorumluyor olanları.Küçüklükten gelen anılarım canlanıyor birden bire her gece uyumadan babama sorduğum sorulardan bir tanesi kurcalıyor beynimi.Baba!Baba!Balıklar neden suda yüzer? Babamın tahminimdeki şaşkın bakışlarını hatırlamayacak kadar ufaklık dönemlerime ait bir anı bu.Takılmama izin vermiyorum ama hemen bir diğeri geliyor aklıma evdeki akvaryumum ki siyah balığım bu arada önümde sipariş ettiğim palamut geliyor afiyet olsuna cevaben teşekkürlerimi sunarak yolluyorum sempatik adamı.Karnımı bir güzel doyuruyorum ve eve doğru yola çıkıyorum. On sekizinde ve işi uğraşı olmayan sınavlardan kurtulmuş bir genç kız olarak ne kadarda hürüm diyorum kendi kendime.Sonra aklıma omzuma abananlar geliyor ağır çekimle.Kovmak için hepsini yürüyüşümü hızlandırıyorum şu an evde bekleyen bir ailem var ne mutlu bana gibi cümleleri ritme bağlayıp ergenliğin verdiği neşeyle kendimi mahallemde buluyorum.Kapımızın yakınlarında mahallemizin vazgeçilmez ablaları her zamanki neşesinde birbirlerini dinlemeden kendi diyeceklerine odaklı laf yarıştırıp durmaktalar. Neyse zil uzun uzun çalarken sızlayan tabanlarım beni yatığıma kadar götürsün yeter şimdilik ya da aslan babam var benim!
   Evet şimdi yatağımdayım.Bir manik depresif olarak tatilime ayırdığım tüm günümü orada burada kalemimle kağıdımı seviştirerek geçirdim şimdi sıra gözlerimi yummakta acaba kaç saat sonra dalarım.. 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !